Küçükken Ben!

Küçükken yaramaz olduğum söylenirdi… Bu aralar büyüdüm, şimdi de çok konuştuğumu söylüyorlar. Yaramazlığımı (her çocuk biraz afacan değil midir?) savunamam ancak konuşkanlığım konusunda haksızlar. Çocukluğumdan kalan pek hatıram yok… Küçük bir kara trenim varmış, onu aldığım ilk gün evimizin karşısındaki benzin istasyonu yanıyormuş; ben kara trenime sımsıkı sarılıp, kara trenim yanacak, diye ağlıyormuşum.

Uyanır uyanmaz salondaki boy aynasında saçlarımı taramaya başladım, saçımla uğraşırken aynanın sol üst köşesindeki siyah beyaz bir fotoğraf dikkatimi çekti. Fotoğraf doksanlı yıllarda çekilmiş mutlu bir aile tablosunu yansıtıyordu.

Tabi fotoğrafta benimle birlikte bir de kocaman bir tüplü televizyon vardı, pijamalarımla poz vermişim, tüplü televizyon ise üzerine konulan danteliyle takım elbise giymiş bir adamı andırıyordu, televizyonun anteni ise saçlarını yeni taramış bir çocuk gibi makineye poz veriyordu. Fotoğrafa daha dikkatli baktım, büyümüşüm hem de kocaman  bir adam olmuşum. Küçükken kaç yaşındaydım bilmiyordum ama şimdi kaç yaşındayım biliyorum. Amma da büyümüşüm .
İçeriden annem seslendi :
– Hadi sofraya!

Hep birlikte sofraya oturduğumuz günler geldi aklıma, pazar sabahları izlediğimiz filmler, aynı günün akşamını neşelendiren bıcı bıcılar…

Herkesin evinde olduğu gibi bizim evde de bacalı soba vardı, üzerinde ekmek kızartır,  sonra da  onu tereyağı ve peynirle harmanlayarak dürmeç yapardık. Tabi, kestane akşamlarını da unutmayalım.

Kendi içimde sorular sormaya başladım.
İnsanlar büyüdükçe ve öğrendikçe eksilir miydi?
Meğer insan eksilir ve  yalnızlaşırmış kalabalıklarda. Fotoğrafa tekrar bakınca ne kadar eksildiğimi anladım. Artık tüplü televizyon da yoktu, onun yerini daha küçük ve ince bir televizyon almıştı.
Büyürken her şeyin küçüldüğünü ve hayallerimin zayıfladığını anladım.

Hayallerimi hatırlamak için eski fotoğraflara bakıyordum. Baktım bu şekilde olmayacak, tekrar küçülmek istedim. Denedim ama olmadı tabi. Dediğim gibi artık büyümüştüm. Fotoğrafı alıp anneme gösterdim.
-Anne benim bundan başka küçüklük fotoğrafım var mı ?- Fotoğraftaki sen değilsin ki oğlum.
– Nasıl ben değilim, kara kaş kara göz…
– Biri ağabeyin diğeri de amcanın oğlu.
-Benim küçüklük fotoğrafım yok mu?

Tüplü televizyonumuzun bile fotoğrafı vardı ama benim yoktu. Gülmek istedim, tebessümle  yetindim. Sustum, odama çekildim. Hala elimde tuttuğum fotoğrafı farkedince ait olduğu yere -aynanın boşluğuna- geri ittim kendimi. Bilgisayarımdaki fotoğraflarıma baktım. Ne kadar çok eskiye gitmek istesem de gidemedim.


Fotoğraf makinamı çantama koydum. Kapıyı açtım ve yeni hatıralar biriktirmek için yola çıktım…