Tek Gösterimlik Kısa Bir Filmdi İzlediğiniz | 1.Bölüm

Üzüyorsun beni. Üzmek istemediğini söylüyorsun ama tekrar tekrar üzüyorsun. Anlamıyorum kuzum, neden böyle yapıyorsun? Seni kendime en yakın hissettiğim anda senin ördüğün görünmez duvarlara çarpıveriyorum ve biliyor musun canım çok acıyor. Canım çok acıyor ama ben sana bunu bile söyleyemiyorum. Canım acımamış gibi davranmayı tercih ediyorum. Bu nasıl bir aptallık!

Aşkın gözü kör, kabul ediyorum ama bir doktora göstersek diyorum. Tıp ilerledi sevgilim, belki bir çaresi vardır. Artık aşkımın gözleri açılsın, duvarlara tekrar tekrar çarpmak istemiyorum.

Aramızdaki mesafeyi, kimin nerede duracağını hep sen belirliyorsun. Hayatını hep mesafe koymakla geçirmiş olan ben buna hiç alışık değilim, her an mızıkçılık yapabilirim. Sana en yakın olmak istiyorum, bir türlü olamıyorum. Beni uzaklara atıyorsun, buna da itiraz edemiyorum. Devamlı araftayım, çıkamıyorum. Beni arafa atan sensin, onun için şikâyet de edemiyorum.

Elini uzatıp beni cennetine almanı sabırla ve usanmadan bekliyorum. Cehenneme atsan da itiraz edemeyeceğimi bile bile hem de. Kim yazdı bu filmin senaryosunu, ben niye okumadan kabul ettim bana yakıştırılan rolü, çok merak ediyorum. Trajedi, gerilim, bazen de komedi.

Özlüyorum, istiyorum, inciniyorum; yine de ben bir sana kızamıyorum. Ne yaparsan yap senden geçemiyorum ama yere düşen burnumu da eğilip alamıyorum. Senarist böyle olmasını istiyor. Aşkta gurur olmaz diyenlere inat en burnu büyük aşkı seninle ya da sensiz ben yaşıyorum.

Geçenlerde hatırlar mısın bilmem, sana bir şiir yazmıştım. Beğendim demenden geçtim, beğenmediğini bile söylemedin; yok saydın şiirimi ve tabii kırdın beni yakışıklı ama küstah sevgilim. Kendi kendime neden diye sordum. Şiiri mi beğenmedi, ona şiir yazmış olma ihtimalini mi? Cevap bulamadım ne kadar uğraşsam da.

Sana sormam gerekiyordu aslında. Senaryoda öyle bir replik yoktu, soramadım. Yazdığım şiiri ben de yok saydım. Kendime değilse de şiirime haksızlık yaptım. Boynunu büktü şiirim, senin yüzünden onu da ben kırdım.

Bir gün vedalaşırken kapının önünde “seviyorum seni” diyorsun; ayaklarım yerden kesiliyor, bulutlarda dolaşıyorum. Senaristin en beğendiğim repliği kesinlikle bu. Yönetmen beğenmese yüzünün ifadesini, bu kareyi tekrar tekrar çekse keşke ama bir kerede çekiyor.

Ben de küs küs eve giriyorum. Yüzümde sebebi sen olan bir tebessümle ağırlıyorum o gün tüm yaşamı. Hatta nefret ettiklerimle bile o cümle uğruna geçici ateşkes imzalıyorum.

Sen beni seviyorsun ya; ben herkesi, otu, böceği, deve dikenlerini bile seviyorum. Sözlerinle aydınlanıyor dünyam. Doğuya, batıya ışık ışık bakıyorum. Başımda gökkuşağından bir taç, yağmur sonrası duyulan toprak kokusunu içime çekiyorum.

Hülya Koçyiğit gibi ağır çekim sana koşmak istiyorum. Yönetmen kızıyor, yirmi birinci yüzyıla aitmiş senaryo, doğaçlama yapamıyorum.

Gün geceye dönmesin, güneş ayla el ele durmadan dans etsin istiyorum. Başımı yastığa koyduğumda bile aklımda o bir tek cümle, gözlerimin önünde senin en güzel hayalin. Uykuya dalmaktan korkuyorum. Sanki bir rüya görmekteyim, gözlerimi kapatınca bitecek sanıyorum.

Ertesi gün havanın nasıl olacağını bile tahmin ediyorum; güneşli, masmavi, bulutsuz. Cıvıl cıvıl bir elbise giyeceğim, mutluluğumu bas bas bağıran. Biliyor musun güneşten önce ben doğuyorum o sabah.

Nereden bileceksin, sen o sahnede yoksun, saçmalıyorum işte. Çok uzun sürmeyeceğini bildiğim bu rüyayı doya doya yaşamak için güneşle yarışıyorum. Elim sende güneş, ben kaçıyorum. İnatçı ve kararlıyımdır bilirsin, yarışı da ben kazanıyorum.

Güneşli yüreğimle mavi, umut yüklü bir sabaha uyanıyorum.

Seni aramak istiyorum en çok. Aynı güzel sabahı farklı pencerelerden de olsa birlikte kutsamak için. Elim telefona gidiyor, adını buluyorum; ama telefonun çalmıyor değil mi? Çünkü daha çalmadan kapatıyorum, açmandan korkuyorum.

Gördüğüm bitmeye mahkûm rüyayı uzatabildiğim kadar uzatmak istiyorum. Nasıl olsa ben aramadan sen beni aramayacaksın. Uzaklaşacak, kaçacak, yok olacaksın.

Boşuna karabatak demiyorum ben sana sevgilim. Bir karabatak misali suların altında görünmez olacaksın. Bensizlik seni nefessiz bırakana kadar da çıkmayacaksın.

Boğulmandan korkuyorum karabatağım, sen uzun süre nefes almadan suyun altında kalamazsın.

Sevgili yönetmenim, beğenmedim ben burayı. Değiştirsek mi? Sonra geç buldum, çabuk kaybettim olmasın.

Sustum, kızmayın.

Bütün bir gün senin sesini duyacağım anın hayalini kuracağım tüm saflığımla. Eski Yeşilçam filmlerinden günümüze ışınlanmış bir karakterim ne yapayım, insanlara ve aşka tereddütsüz inanıyorum.

Gerçeklerle tanışmam için kötü adamın tuzağına mı düşmem gerekiyor yoksa?

“Nayır, n’olamaz, dinleyin beni lütfen. Hiçbir suçum yok benim, ben masumum. Tuzağa düşürdüler beni.”

Gözümü kapatsam, görmek istemediklerim yok olur mu acaba?

Gözümü kapattım, ona kadar sayıyorum.

Önüm, arkam, sağım, solum sobe. Saklanmayan ebe.

Görmek istemediğim gerçekler, kaçın.

Ben sizi sobelemek istemiyorum.