2044. İstanbul’da, yüksek yüksek mi yüksek, akıllı mı akıllı binaların birinde, katların arasına sıkışmış gibi duran küçük bir daire. Burada 83 yaşındaki Necla teyze yaşar. Yok tek başına değil, çocukları geçen yıl ona insansı bir robot aldı. Artık ev işlerini falan, Salih adını verdiği bu robot yürütüyor. Konuşuyor bile kendisiyle. Necla teyze söylediğinde markete gidip alışveriş bile yapıyor Salih. Ya da internetten sipariş ediyor. Ama bazen “git elmaları, marulu en tazesinden kendi ellerinle seç, e mi Salih?” der robota Necla teyze.
İki yıl önce gelini kendisiyle anlaşamadığı için, oğlu Necla teyzeye bu evi tuttu. Teyzenin kızı da evli. Onun ise kocası, söylemese de hissettiriyor Necla teyzeyi istemediğini. Bu yüzden kendini onlarda rahatsız hissediyor. Çok bir ısrar ettikleri de yok gerçi; gel diye, kal diye.
Biz hikayemize devam edelim. O gece uyuma vakti geldiğinde gözünü uyku tutmadı Necla teyzenin. “Ne günlere kaldık- lafının anlamını bilmezdim çocukken de şaşardım. Şimdi biliyorum” diye düşündü uykuya dalmadan önce. Hüzünlendi. Kendisine bakmayan çocuklarını düşündü sonra. Hüznü artar gibi oldu. Ama toparladı kendini. “Bu günlerde herkes böyle” diye geçirdi içinden. Ne demişti torunu bunun için, “zamanın ruhu”. Android’e “iyi geceler Salih” diye seslendi. “İyi geceler” cevabını aldı içten bir tonla. Zor da olsa uykuya daldı.
Necla teyzenin robotu aslında sohbet de ediyor kendisiyle. Bir insan gibi. Ama yine de aynı şey değil işte. O yüzden insan samimiyetine ihtiyaç duyuyor Necla Teyze. Komşularını pek tanımıyor bile. Zaten çoğu kişi insanlardan çok robotlarla muhatap oluyor artık. Ha, bir de Meta mıdır Zeta mıdır öyle bir makinenin gözlüklerini takıp vakit geçiriyorlar.
Necla teyze kendi tabiriyle “kendisi gibi antika”lar için halan yaşatılan banka şubelerine gitmeyi sever. Emekli maaşını sorar. Sadece bir güvenlik ve bir çalışanın olduğu bankaya sırf “görevli hanım kızım ile şöyle bir laflayayım” diye gider Necla teyze. Bir de markete gider. Alışverişi robot Salih yapsa da, birkaç ihtiyacı ona söylemiyor Necla teyze bazen. Zar zor da olsa kendi gidip, mesela bir küçük boy poşet çay alıp geliyor. Sırf tek kasiyer ve bir güvenlikten oluşan o marketteki hanım kızla iki hoş beş yapmak için.
O gün canı çok sıkılıyordu Necla teyzenin. Bankaya gitmeye karar verdi. İçeri girdiğinde bankacı Sema’nın yerinde olmadığını gördü. Güvenlik görevlisi adama sordu.
“Sema hanım üç hafta izinli, teyze”
Güvenlik sohbetten anlamayan soğuk nevale bir adam olduğu için Necla teyze çıktı bankadan.
Ama asıl dostları marketteydi. Aysun’la “şöyle iki müşteri arası laflarım diye” fısıldadı yürürken.
Marketteyiz. Kapı kendiliğinden açıldı.
“Allah Allah, bayağı değişmiş burası” dedi.
Sessizce yürümeye başladı. Kasada kimse yoktu.
“Aysun, neredesin?!” diye bağırdı. Sonra güvenliğe seslendi “Emree! Oğlum!”. Ses yok.
Reyonlar arasında umutsuzca yürüdü. Yok, yok, yok! Bunlar nerde? Aha, bir müşteri!
“Kızım buradaki çalışanlar ne oldu?”
“Burası AI market oldu hanımefendi.”
“Yani?”
“Yani kimse çalışmayacak artık”.
Necla teyze ağır adımlarla çıkışa doğru yöneldi. Yağmur başlamıştı. Ve şemsiyesi yoktu. İçinden “bugün çok yalnız hissediyorum. Oysa başka günler gibi olsaydı..” diye geçirdi, veya kendine teselli verdi. Şehrin sokakları sis içindeydi. Hava hafiften kararmaya başlamıştı. Yağmur altında ağır adımlarla yürürken, biraz daha teselli bulmak istedi. Cebinden yıllar önce trafik kazasında kaybettiği oğlu Salih’in fotoğrafını çıkarıp baktı.