Lotus, berrak sularda değil, bataklıkta doğar. Çamurun, durgun ve koyu suların içinden yükselir. Fakat bu karanlık doğum yeri, onun ışığını kirletmez. Kat kat açılan yapraklarında tek bir çamur lekesi bile barınmaz. Sanki karanlığa rağmen doğan bir mucizedir. O, sıcak iklimlerin ve bataklıkların zarif kızıdır.
Böylesi bir çiçeğin mitolojilere konu olmaması neredeyse imkânsızdır. Hint mitolojisinde güneşle özdeşleşir; Vişnu’nun düşünde belirir. Vişnu, sonsuzluk yılanı Ananta’nın üzerinde, ilksel okyanusta uyurken, göbeğinden bir lotus filizlenir. Bu ışıkla doğan lotus öylesine ihtişamlıdır ki, içinden yaratıcı tanrı Brahma yükselir. Brahma, evreni var edecek olan kudrettir. Böylece lotus, sadece bir çiçek değil, bizzat yaratışın kendisidir.
Budist öğreti de lotusun güzelliğinden azade değildir. O, Tanrıların tahtını taşıyan göksel çiçektir; cennet göllerinde açar. İnsan bedeninde dolaşan yaşam enerjisinin, yani çakraların her biri, bir lotus katmanında yer alır. Her biri birer ruhsal basamak gibi açılır ve insanın içindeki ilahi özü dışa taşır.
Evrenin doğuş hikâyelerinde, lotus çoğu zaman başroldedir. Varlığını sudan alır; o suyla birlikte alemleri yaratır, kozmosu düzenler.
Türk-İslam sanatında da lotus izlerine rastlanır. Hayatı simgeleyen ağaçlar çoğunlukla lotus biçiminde tasvir edilir: kat kat açılmış yapraklar, suyun içinden doğrulan yaşamın görkemli sembolüdür. Her ne kadar botanik olarak tam anlamıyla aynı çiçek olmasalar da, nilüfer ve nergis gibi isimler suyla özdeşleştirilen bu kutsal bitkiyi işaret eder. “Nergis” adı, büyük ihtimalle Yunan mitolojisinden ödünç alınmıştır. Narcissus efsanesinde, güzelliğiyle meşhur bir genç, suyun aynasında kendi yansımasına tutulur ve sonunda tanrıların lanetiyle bir çiçeğe dönüşür. Bugün “narsisizm” dediğimiz sözcük de işte o çiçekten, o efsaneden doğmuştur.
Lotus, kimi kültürde dişil, kimi kültürde eril bir kimlik taşır. Kimi yerde güneştir, kimi yerde tanrıdır. Ama her zaman kutsaldır, eşsizdir ve en doğrusu: güzeldir.
Eğer bir lotus gölünü, çiçeklerin açtığı mevsimde görme şansınız olursa, muhtemelen cennetten bir sahneyle karşılaştığınız vehmine kapılırsınız. Beyaz, mavi, eflatun ve altın sarısı tonlarında parlayan bu çiçekler, bataklığın ortasında adeta yıldızlar gibi parlarlar.
İnsanlığın ortak bilinçaltında lotus; saflığı, lekesizliği ve her şeye rağmen yaşamı onurlu bir şekilde sürdürebilmeyi simgeler.
Joseph Campbell’in dediği gibi:
“Tüm insanlık aynı rüyayı görmektedir.”