Tek Gösterimlik Kısa Bir Filmdi İzlediğiniz | 2. Bölüm

Yine de gerçekleşmeyeceğini bildiğim o anı taş çatlatan bir sabırla bekleyeceğim, biliyorum. O gün herkes güzel görünür bana, duyduğum her söz kalbimi okşar. Ağzım kulaklarımda, kulaklarım telefonda. Hain telefon, sen beklerken çalmaz ki. Ne zaman unutursun varlığını, işte o zaman bağırmaya başlar.

Sevgilim, yoksa biz ayrı dünyaların insanları mıyız? Ben zengin ve sorumsuz kız, sen fakir ama gururlu delikanlı. Birbirimizin kapsama alanı dışında mıyız? Aramazsın o gün beni. Gün geceye döner yavaş yavaş, dudağımdaki tebessüm ben ne yaparsam yapayım silinir, bir anda uzaklaşır ağzım kulaklarımdan. Kulaklarım da sana kırgın haberin olsun. Ağzımla aralarını sen bozuyorsun.

Son bir umut, senden duyduğum o büyülü cümleyi kurdururum hayalimdeki sana, gözlerimi sıkı sıkı kapatarak. Bu sefer filmin yönetmeni benim. Söz aynı söz, ses aynı ses, yüz senin yüzün şüphesiz; ama işe yaramaz. İçimdeki doğruları haykıran Davut Doğrucu, bir süre sana ulaşamayacağımı fısıldar. Her zaman güçlü çıkan sesi, beni paramparça etmekten korktuğu için cılızdır bu sefer. Senin adına özür diler adeta, bana mazeretler bildirir. Seni anlamamı ister.

Bekle ve gör Davut Doğrucu, o eninde sonunda benim olacak! Aklıma kızıl saçlı iş arkadaşın gelir bir de nedense. Devamlı benden rol çalmaya çalışan gözü yükseklerde kadın. Sen uzun boylusun, onun gözü yükseklerde, gel de olmayacak hikâyeler yazma işte!

Çok iyi anlıyorum ben seni, bunu sen de biliyorsun. Oldukça zor bir bulmaca çıkardı bu sefer kader karşıma, sabrımı sınamak istedi adeta. Kendimle, azmimle övünüp dururum ya cümle aralarında da olsa; al çöz bakalım, dedi. Görelim ne kadar sabırlısın; ve en önemlisi neyi ne kadar hak ediyorsun? İşte hayatının rolü! Haydi hak ettiğini kazanma fırsatı sunuyor kader sana, göster kendini! Altın Portakal yetmez sana, bu sefer Oscarlık oyna.

Kızıl saçlı kadını da umursama. Ne kadar rol çalmaya uğraşsa da figüranlıktan öteye gitmesi mümkün değil onun. Sendeki yetenek ve güzellik yok onda. Hem boyu da kısa. Öyle diyorsun da işvede cilvede bir numara. Rolüne odaklan, daha fazla saçmalama!

Yeni yeni tanırken anlamlandıramadığım her davranışını çözdüm şimdilerde. Senaryoyu defalarca okudum; rolümü ezberledim, içselleştirdim iyice. Kendi korkuların yüzünden zaman zaman beni dağıtacağını çok iyi biliyorum. Söylediklerinle yaptıkların birbirini tutmayacak bir süre. Kalbinle aklın arasındaki mücadele seni yoracak, çaresiz bırakacak. Aklının verdiği kararı kalbin bozacak, kalbinin söylediğine aklın karşı çıkacak.

“O kıza layık değilim ben. Ona alışık olduğu hayatı yaşatamam. Babası haklı. O kim, ben kim!” Para, mal, mülk umurumda mı sanıyorsun. Ben seni istiyorum. Aptal!

Bilirim böyle zamanlarda en az benim kadar acı çektiğini, beni benden çok özlediğini, sevmemeye çalışırken daha da çok sevdiğini. Beni uzaklaştırmak için çabalarken attığın her adımda ne kadar itiraz etsen de bana doğru geldiğini. Lanet olsun kader sana. Yeneceğim bu sefer seni, hodri meydan, çık karşıma!

Sen her şeyin en iyisine layıksın, ben seni hak etmiyorum diyeceksin biliyorum, senaryoda okudum; ama ben bu sahnede alışılmışın dışına çıkacağım haberin olsun. Sana tokat atıp söylediklerini kabullenmiyorum. Ben açgözlü değilim sevgilim, elimdekilerle yetinmeyi bilirim, diyorum. Senden iyisini şimdilik aramıyorum. Şaşırdın değil mi, hazırlıksız yakalandın. Bu şaşkın halinle, inan çok eğleniyorum.

Bazen özleminin yükü ağır gelir yüreğime. Ona haksızlık yaptığımı düşünür, ayaklarına kapanıp özür dilerim. Seni sevmekten vazgeçtiğimi söylerim. Kalp bilgedir, usulca gülümser benim acı dolu yüzüme. Üstünde uzun bir cüppe, elinde tespih, rolünün hakkını en iyi şekilde verir.

Onu sevmeye sen mi karar verdin ki, şimdi karşıma geçmiş vazgeçiyorsun, der. O seni ezse de, parça parça edip her parçanı evrenin ayrı bir köşesine atsa da çaren yok, ben onu seçtim; sen de seveceksin. Çok iyi bildiğim bu gerçeği bir tokat gibi yüzüme vurur yumuşacık elleriyle.

Haklıdır, o her zaman haklıdır. Sev derken, özle derken, yan derken bir bildiği vardır. Birlikte yanacağımızı bile bile ellerimi tutar, şefkatle ateşin içine uzatır. Yanmadan pişemeyeceğimi, dağılmadan derlenemeyeceğimi, beklemeden eremeyeceğimi kalp diliyle anlatır. Konuşmadan anlaşır, yeniden ayağa kalkar, devam ederiz onunla el ele ateşe yürümeye.

Benim cehennemim de cennetim de kalbimde. Bir cennetteyim bir cehennemde. Hangi günahın bedelini ödüyorum cehennemimde diye çok düşündüm, bir cevap bulamadım. Kimin ahını aldım, kimin kalbini kırdım? Bu senaryo niye böyle yazıldı?

Sanki biraz fazla arabesk. Yirmi birinci yüzyılın sabretmeyi bilmeyen karakteri olan ben böylesine ilahî bir aşkı anlayabilir miyim saygıdeğer senarist? Bütün felaketler üst üste gelir ya, çaresiz bekliyorum. Birazdan kötü yola düşüp kirlenebilirim, elime çamaşır suyunu aldım ilerliyorum. Belli etmiyorum ama çok korkuyorum.

İlk bölümü okumak için tıklayınız.