Bizim Maallemiz (2)

Bizim Maallemiz

Bizim maallemiz deki kahvenin önünden ne zaman geçsem görüntü üç aşağı beş yukarı hep aynıdır. Orhan, Melih ve Oktay.. Üçü yine aynı masada dördüncüyü bekler gibi oturur, otururken de çocuklar gibi gırgır, şamata yapıp dururlar. Sanki grubun en yaramaz çocuğu Orhan’dır.. En çok iftiraya uğrayan da, en çok dedikodusu yapılan da yine odur..

Kahvenin hemen yan tarafında bulunan parkta masalcı dede diye çağırdıkları Yaşar Dede bulunur. Etrafında efsanelere ve masallara susamış yığınla müdavimi vardır. Dağlardan, derelerden, padişahlardan, ağalardan, kahramanlardan, hatta hayvanlardan kısacası Anadolu’nun her köşesinden dilden dile ulaşmış öyküler anlatılıp dinlenir.

Mahallenin bir köşesinde biricik cafemiz vardır. Bu cafenin devamlı müşterisi olan Attila’nın yeri her zaman aynıdır. Kimse onun yerine oturamaz. Masa ve sandalye bizzat kendisi tarafından alınmış, icap ettiği kadar kullanımını kendisi tarafından yapılmaktadır. Camdan ahaliyi izler. Sözün her çeşidi zulasında mevcuttur. Aşk adamıdır. Kelime dağarcığı deryadır. Önünde kahvesi, kendine özgü kasketinin altında, geniş gözlüklerinin arkasından, gelen geçene bakar, soran olursa kendine has diliyle anılarını aktarır, yanlış gördüğü bir şey olursa da yumruğunu masaya indirir.

Başta da dediğim gibi iki ustanın burda olması benim burda olma sebebimdir. Bu ustaların yeri bende ayrı ayrıdır. Hüseyin Usta beni her zaman güldürmüş, her zaman bana keyif vermiş, her zaman içten içe düşündürmüştür. Çoğu olayın, çoğu insanların iç yüzlerini onun sayesinde tanımışımdır. Gördüğüm insanlar hakkında edindiğim izlenimlerimin çoğu onun eseridir. Bu konuda kendisine müteşekkirimdir. Evinde kimler yaşamaz ki.. Başta evlere şenlik kaynanası, mürebbiyesi, büyükninesi, büyükbabası, kalfası, baldızı, sütannesi, küçük eniştesi, kocakarısı daha kimler kimler.. Ne zaman bir yıldız kaysa, ne zaman bir dilenci görsem, ne zaman biri yüksek sesle harıl harıl bir şeyler anlatsa hep onu hatırlarım. Evinin önünde küçük bahçesinde güneşlendiği sallanan iskemlesinde görürsünüz onu. Yaz kış elinden eldiveni hiç çıkmaz. Uyarayım: akşam geç saatlerde bahçenin yakınından geçmeyin. Bir gülyabaniyle burun buruna gelmeniz an meselesidir.

Onu daha sonra yine anlatırım.

Sabahattin Usta’yı da sonra anlatırım.

Sait adında yakışıklı mı yakışıklı mahallemizin bir civan merdi vardır. Ona Faik diyen de var. Mahallemizde sokaklarda gezerken her sokak başında ona rastlamanız pek muhtemeldir. Kim kiminle nerede, ne yapıyor, ondan sorulur. Lüzumsuz adamların çetelesini tutar. Bilmediği iş, tanımadığı adam yok gibidir. Hayat dersi alacaksanız bir ara yanına uğramanızı tavsiye ederim.

Mahallemiz anlatmakla bitmez. Ama ben anlatmaya devam edeceğim..

Can Mert Güz‘ün yazı dizisi olan Bizim Maallemiz (2) yazısını okudunuz. Yazı dizisini takip etmeyi unutmayın.. Bizim Maallemiz çok eğlenceli…

Bizim Maallemiz (1)

Bizim Maallemiz

Bizim maallemiz, insan üreten entelektüellerin yaşadığı mütevazi bir yerdir. Burada üretilen insanların, insanlar tarafından tüketilmesi her zaman popülerliğini korumaktadır. Hemen hemen her kesimden insanlar bu mahallede hayat bulurlar. Bu mahallenin bütün dünyaya hitap eden yönü olduğu için ziyaretçisi pek çoktur. Kimse burada kendisini garip ya da gurbette saymaz. Benim de herhalde yeryüzünde yaşayabileceğim tek mahalle burasıdır. Sokakları hayat doludur. Bu sokaklarda konuşulmayan hiçbir konu yoktur.

Belki de benim bu mahallede yaşamamın ve bu mahalleyi sevmenin sebeplerinden biri de Hüseyin Usta ve Sabahattin Usta’nın bu mahallede yaşamasıdır. Onlar birer hayat ustasıdır. Benim de onlardan daha öğreneceğim çok şey olduğu su götürmez bir gerçektir.

Bizim maallemizin kendine özgü bir sessizliği vardır. Ve mahallemizde herkesin kendine yeter bir derdi olduğundan herkes kendi dünyası ve sınırları içerisinde yaşamını devam ettirmektedir.

Elinde baston, başında fötr şapka kaldırımlarda gecenin en geç saatlerine kadar gezinip duran kişi Necip Bey’den başkası değildir. Necip bey az konuşur, öz konuşur. O kadar kısa ki bazı cümleleri bazı kelimelerden bile kısadır.

Mahallede mutlaka bir kere bile olsa herkesin uğradığı bir ev vardır. Aslında ona ev demek ne kadar doğru bilemiyorum. Evin sahibi Ahmet Hamdi Efendi’dir. Kendisi her türlü homurdanmalara rağmen saatçilik sanatını icra etmektedir. Evin her köşesi değişik değişik saatlerle doludur. Saatini ayarlamak isteyenin gideceği tek yer onun evidir.

Çokça ziyaret ettiğim ve çok sevdiğim evlerden biri Üstad Nazım’ın evidir. Mahallenin en havadar yerinde bina edilmiştir. Manzarası o kadar muazzamdır ki her insan o manzarada kendine yer bulur. Yer bulanların ortak sloganı “Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim”dir. Kendisi uzun zamandan beri yurt dışında bulunsa da evine, haftanın her günü mutlaka birkaç misafir uğrar. Bazı günler izdiham olur. Belki bir gün döner. Kimbilir.

Mahallemizin orta yerinde cumbalı evinde penceresinin önünde gizemli bir beyefendi oturur. Mahallemizde ikamet eden birkaç yabancıdan biridir. Adına Marcel Proust derler. Ne zaman geçsem evin birkaç tane penceresinden birinden mutlaka kendini gösterir. Kendisiyle uzun uzadıya muhabbet edebileceğim o kadar konu olduğunu düşünüyorum ki ama ne hikmetse “zaman” her zaman bize galip gelerek bu isteğimizi kursağımızda bırakır. Ümidim var. Belki bir gün..

Mahallemiz anlatmakla bitmez. Ama ben anlatmaya devam edeceğim..

Can Mert Güz‘ün yazı dizisi olan Bizim Maallemiz yazısını okudunuz. Yazı dizisini takip etmeyi unutmayın.. Bizim Maallemiz çok eğlenceli…