Tek Gösterimlik Kısa Bir Filmdi İzlediğiniz | 4. Bölüm (Final)

    Önce şaşırıyorsun. Bir gün, iki gün, on gün, ses yok. Telefonun mu bozuldu acaba, gelen aramaları göstermiyor olabilir mi? Hayır, bozuk değil. Aramamışım, hatta mesaj da atmamışım. Nasıl olur bu, senaryoya uygun değil. Hazırlıksız yakalanıyorsun.

Mesaj yazdım aslında ben sana, hem de her gün ama çok zor olsa da yazdığım mesajları göndermedim, silmeye de kıyamadım, taslaklara  kaydettim. Günde otuz kere telefona gitti ellerim, ellerime ceza verip onları sürgüne gönderdim. Ne yaptılarsa affetmedim, ne söyledilerse dinlemedim. Kendimi bir süreliğine sensizliğe mahkum ettim. Issız bir adaya düştüm sanki. Yanıma üç şey almama da müsaade etmedim. Nasıl müsaade edeyim ki yine seni seçeceğimden emindim.

     Sen de az inatçı değilmişsin hani, yirmi iki gün boyunca “Neler oluyor, hasta mısın yoksa?” demedin. Esas oğlanın sen olduğunu biliyorsun ya, ödüllü bir aktörsün üstelik, oynadığın karakterin hakkını vereceksin. Herkes nefesini tuttu bekliyor, filmin en heyecanlı bölümleri yayınlanıyor. Kadınlar ellerinde kahve fincanları, bacaklarını toplayıp koltuğa gömülmüş gözlerini kırpmadan bizim aramızda yaşanacakları bekliyorlar. Senin beni araman için dua ediyorlar sessizce, biliyorum. Biz mutlu sona ulaşırsak onlar da mutlu olacaklar. Kendi hayatlarında kayıp ilanlarıyla aradıkları aşkı sadece filmlerde bulabiliyorlar. Bana mı ağlıyorlar yoksa kendi kaderlerine mi emin değilim. Erkekler de merak ediyor, umursamaz tavırlarına aldanma ama kendilerini fazla kaptırmıyorlar. Futbol maçı izler gibiler biraz. Ofsayta düşmemek gerekiyor, köşe atışını iyi kullanmak lazım. Alt tarafı maç, pardon film canım, ağlıyor musun yoksa? Daha neler! Duygusuz adam ne olacak, sen ne anlarsın aşktan? Boş laf bunlar hayatım, sen gerçeklerden haber ver. Neymiş gerçekler? Beni sevmiyorsun sen! Hoppala, buraya nasıl geldik şimdi? Sevseydin tanışma günümüzü unutmazdın. Hatırlatsaydın. Ben hatırlattıktan sonra ne anlamı var? Beşiktaş’ın geçen seneki maçını hatırlarsın ama. Duygusuzsun sen. Sen de hayal dünyasında yaşıyorsun tatlım. Bunları boşver de yemeği hazırla istersen. Ben aşktan bahsediyorum, sen yemek diyorsun. Duygusuzsun işte. Film onlar kızım, gerçek değil. Susar mısın, filmi izlemek istiyorum. Ben açım. Mutfak orada, git ye.

      Neden  iki sevgilinin bir araya gelmesi mutlu sondur bizim için? Esas hikaye ondan sonra başlıyor halbuki. Her son yeni bir başlangıç aynı zamanda. Her tercih bir vazgeçiş. Seni seçiyorum, seni seçerken de senin dışındaki herkesten vazgeçmiş oluyorum. Çok önemli bir karar. Tekrar düşünsem mi acaba? Hayır, hayır, düşünmek istemiyorum. Kalbimle beraber verdik biz bu kararı, aklım da karşı çıkmadı gerçi. Başlarda ona danışmadığımız için biraz bozuldu sanırım. Neyse ki gönlünü aldık. Elimizde çikolatamız, bir bayram sabahı elini öpmek için kapısını çaldık. Suratı asıldı bizi karşısında görünce, imalı sözleriyle üstünlük kazanmaya çalıştı. Biz de içimizdeki tüm duyguları ortaya attık. Hak verdi bize, tekrar barıştık. Aşkta anlaşma sağladık. Yine de uyardı bizi, tek başınıza hareket etmeyin, burnunuzun dikine gitmeyin, benim sesime de kulak verin, dedi. Haklıydı. Peki, dedik, ona söz verdik ama her olasılığı düşünerek bir ayağımızı havaya kaldırmayı da ihmal etmedik.

       Hava güneşli bugün. Filmin final sahnesini açık havada çekeceğiz. Romantik komedide karar kıldı yönetmenim, itiraz etmedik. Üstümde siyah bir elbise, iş görüşmesine gitmek üzere evden çıkıyorum. Aman Allah’ım gerçek mi bu? Evimin önüne park ettiğin arabandan iniyorsun. Siyah takım elbise var senin de üstünde, çok yakışıklı görünüyorsun. Yakışıklı olduğun için mi seviyorum seni, sevdiğim için mi bu kadar yakışıklı görünüyorsun? Ne fark eder, her halükârda yakışıklısın ve ben seni her halükârda seviyorum. Şaşırdığını belli etme diyor yönetmen, umursamaz görün. Yetenekli bir oyuncuyum ben, umursamaz görünüyorum. Ağır adımlarla yanıma yaklaşıyorsun. Makyöz gözlerinin altını morlaştırmış, yorgun görünüyorsun. Ben her şey yolundaymış gibi sana gülümsüyorum. Sanki daha dün akşam görüşmüşüz, sadece kuru bir günaydın diyorum. Yönetmen şaşırmanı, bocalamanı istiyor; ikinci çekimde başarıyorsun. Günaydın, seni merak ettim, diyorsun. Bu sefer benim yüzümde sahte bir şaşkınlık. Neden, diye soruyorum. Üç haftadır aramadın beni, diyorsun. Aslında neden, diye soruyorsun. Çok meşguldüm hayatım, diyorum. O kadar oldu mu? Bana sinir oluyorsun, senariste de. Ne gerek vardı bu oyuna? Alıştığımız gibi devam etseydi hayat. Niye müdahale etti ki? Yüzümde muzip bir gülümseme, biliyor musun terfi aldım; şirketin Mersin’deki yeni şubesinin başına getirildim, diyorum. Bu çok ağır bir darbeydi, kabul ediyorum. Bir yandan da hayırlı olsun demenden korkuyorum. Gidecek misin, derken gitme diyor gözlerin. Daha karar vermedim, cevabımı bekliyorlar. Umutlanıyorsun. Peki ne düşünüyorsun? Burada kalmam için fazla sebebim yok. Ben varım, yetmez mi, diyorsun. Var mısın gerçekten, ben seni göremiyorum. İşte o anda öpüyorsun beni. Önce  tepki verme, diyor yönetmenim; sonra sen de onu öp.  Boynuna sıkı sıkı sarılıyorum. Yönetmenim, seni seviyorum.

       Bundan sonrasını göstermiyor yönetmen, filmi burada bitiriyor. Filmin akışını seyirciye bırakıyor. Hiçbir yere gitmeyecek diyor seyircilerin bir kısmı, aşkını tercih edecek. Haklısınız, kalıyorum, diyorum. Hayatı boyunca aşkla randevulaşamamış başka bir seyirci, gitmemi istiyor. Aşkı değil kariyeri tercih etsin. Aynı kaderi paylaşalım ki katlanmak daha kolay olsun onun için. Ona da peki diyorum, ayağım yine havada. Aklım ne düşünüyor acaba? Sanki şu anda beş karış havada. Aşağı inince sormaya karar veriyorum. Karnı aç olan seyirci, elinde ton balığı konservesi, mutfağın kapısından filmi izliyor. Aptallık etme oğlum, bırak gitsin, diyor. Yoksa hayatın boyunca hazır yemek yiyeceksin. Söyledikleri koltukta zevkten dört köşe olmuş sevgilisinin keyfini kaçırmaya yetmiyor. Omzunu silkiyor. Ne fark eder, o zaman da tek başına hazır yemek yer, diyor.

       Gitmek mi zor kalmak mı zor. O kararı sen gel bana sor. En başta verdim kararımı ben. Şirketim Mersin’de şube de açmadı. Senaristimle ben blöf yaptık, şimdilik aşk kazandı. 

İlk bölümü okumak için tıklayınız.

İkinci bölümü okumak için tıklayınız.

Üçüncü bölümü okumak için tıklayınız.