Tanımımca depresyon, sırtıma atıp yürümek zorunda olduğum yaralı bir hayvandı. Gittiğim her yere gelirdi. Benden biraz büyükçe, güçten düştükçe ağırlaşan, fikirlerime fısıltılarıyla müdahil, dumansı, siyah bir varlıktı. Kalbimi sıkan çıplak, sinsi pençelerdi. Gözlerime inen kalınca bir perdeydi. Beni daima kıskanan kötü bir ikiz kardeşti. Depresyon, yok olmak dışında benim için her şeydi. Uzuvlarımı kitleyen, aklımı bulandıran, kalbimi buran bir kasırgaydı; gelip geçti. Depresyonla yaşamak zordu. Okula gitmek, ders çalışmak, arkadaşlarımla buluşmak ise imkansızdı.
Biz depresifler, uzun süren bir atağın ardından toplumla yeniden karşılaşırız. Hayatın ne kadar hızlı akmış olduğunu; toplumun o akışla evrildiğini, geliştiğini, değiştiğini – bir nevi akmış olduğunu- fark ederiz. Duran tek şey vardır. O da ‘’ben’’ dir. Beyin, bu iki ucu zaman ekseninde bambaşka gelişmişlik düzeyindeki denklemi kavrayamaz. Zihin ise kavrayamadığı soyut kavramlara isyan etmekle lanetlidir. Bu isyandan çıkan sonuçlar, kişinin suçlayacak bir şeyler aramasıdır. Okları yöneltecek hedefler ararız. İnsanoğlu, kötü sonuçları sebeplerle bağdaştırma çabası üzerine kurulu bir mekanizmadır. Bu çırpınış esnasında cüsseli siyah sis, kulağından içeri sızar. Sana fısıldadığı şey ise, onları kendine saplaman gerektiğidir.
Herkes koşmuş; yürümüş, en kötü ihtimalle emeklemiştir. Peki sen? Bu akışta duran tek şeysin. Bu koca girdap güçleniyor; büyüyor ve o taşınmaz merkez sensin. Tüm hayat senin içinde kıvrılıyor; yutuyorsun ve duruyorsun.
Toplum seni bir zamanlar doğan bir güneşmişsin gibi alkışlarken, şimdi batan bir krallığı hüzünle izliyorlar. Eski sen’e efsanevi bir kahraman gibi bakyorsun. Kendinden bambaşka bir birey, senden bağımsız, mazide kalmış silik bir anı…
Haydi, eve gitme vakti. Acını sindirecek bir ağrı kesici, büyük ihtimalle alabildiğine alkol… ”Haydi, anı kurtar.
Sahi, bugün hiç gerçekten yataktan kalktın mı?”
PEKİ NE YAPMALIYDI?
Eminim ki, o an yapılandan farklısı mümkün değildi. O an verilen kararlar- daha doğrusu verilemeyenler- daha farklı olamazdı. Hatta, her yeni gün doğumunda hayatta kalmayı seçmek, yeterince güçlü bir duruştu. Kendimi affediyorum. Beni bu hale getiren; beni kilometrelerce uzaklarda bırakan her neyse onu affediyorum. Bir zamanlar güneş gibi parlayan da zifiri karanlıkta yiten de bendim. Herkes aldı başını gitti, okul bir zamanlar beş sene çekerdi, şimdi bir sene kaldığını görüyorum. Peki ben? Ben hep buradaydım. Ben, hep vardım. Yapılacak tek şey varsa, o da tüm ben’leri kucaklamaktır.