Suların hâkimleri, pek çok kültürde dişil varlıklardır. Tıpkı ay gibi… Kadınların yirmi sekiz günlük regl döngüsünü izleyen bu gök cismi, zamanın ritmini belirler. Bazı kültürlerde tanrı sayılan ay, çoğu inanç sisteminde tanrıça olarak yüceltilir.
Doğurganlık, soyun devamı için temel şarttır. Doğanın döngüsünde bu sürekliliği sağlayan başlıca unsur kadındır. Neslin varlığı onun doğurganlığına bağlıdır. Bu yüzden kadın, hem mitolojide hem yaşamın kendisinde “ana”dır.
Sanırız ki ilk kutsal figürler erkektir. Oysa arkeolojik buluntular ve antik metinler, insanlığın ilkin tapındığı ilahi gücün kadın olduğunu ortaya koyar. Bu durumu yalnızca feminist bir bakışla açıklamak indirgemeci olur. Çünkü kadın, doğurandır. İlkel insan zihni için canlılığı başlatan, bir bedene canı üfleyen odur. O zihinde bu eylem, “yaratma” olarak algılanır. Erkeğin bu yaratım sürecindeki rolünün kavranmaması, dönemin bilişsel çerçevesi içinde doğaldır.
Dünya üzerindeki neredeyse tüm kültürlerde kadın, toprakla özdeşleştirilir: Verimli, doğurgan ve hayatı besleyen… Su, yaratıcı bir öz taşır. Ancak bu potansiyelin yaşama dönüşmesini sağlayan, kadının rahmidir. Su, erkek ilkesiyle temsil edilse de, onun yaratım kudreti dişinin aracılığı olmadan yalnızca içkin bir olasılık olarak kalacaktır.
Kadınlar, suyun koruyucularıdır. Onlar, yaşamın özünü şekillendirir. Bu yüzden suyun bekçileri her zaman dişidir. Kadın, suya fısıldayan; suyu duyumsayan ve ona hayat katan yegâne varlıktır.