Ego, Kimlik ve 3. Çakra: “Ben” Dediğimiz Şey Gerçekte Kim?

Hoş geldiniz, Hoşa geldiniz.. 🙂 Ve geldik üçüncü bölümümüze… Bu bölümü okumadan önce ilk iki bölümü okumanız konunun akışı açısından faydalı olacağını düşünüyorum. Bir önceki bölüm yazısında Kendinle Barış, Hayatınla Barış: 2. Çakranın Sırlarından bahsettim.

Şimdi diyorum ki; kendini tanımak, kendini bilmek okuyup geçeceğimiz bir şey değil, bu bir hal yaşam şeklidir. Nedir bu yaşam şekli, öncelikle insanın evreleri vardır. Bu evreler ilk anne karnına düştüğün an ile başlayıp, ilk dünyaya gözlerini açtığın an, doğduğun aileden, kim olmayı seçtiğin, kimlerin yanında büyüdüğüne kadar bu evrelerin yönünü belirleyen bir yaşam halini deneyimlemekle şekillenen evrelerdir. Kişi yaşamını nasıl görüyorsa hangi pencereden yüreğini açıyorsa yaşamda kendisine o pencereden yansıyor. Pencere hep aynı olabilir, ancak gördüğümüz, algıladığımız, işittiğimiz şey değişebilir. Pencere hep aynı, manzara her zaman farklı olabilir. Her an yaşamda değişim var olduğu gibi, bizim içimizde de her an bir değişim mevcut. Bu evrelerin içerisinde en masum hali insanın doğduğun an, bir bebek dünyaya geliyor ve bu bebek ne konuşa biliyor, ne de başka bir şey yapabiliyor. O bebeğin ruhunun ne anlattığını da bilmiyorsun. O bebeğin bildiği o hali büyüdükçe, yaşamda yaş aldıkça öğrendikçe şekilleniyor. Nedir bu evreler bebek olarak doğdun, çocuk oldun, genç bir insandan yetişkin bir insana doğru yol almaya başladın. İlk anne ve baba dediğin insanları tanımaya ve o anne ve baba dediğin insanların niteliklerini ve rollerini almaya başladın. Nedir bu nitelikler ve roller. Var olduğun andan itibaren etrafında kimler varsa onların özellikleri, huylarını, davranış kalıpları, aileden gelen inançlar, yaşam biçimleri, rollerini üstlenmeye başlıyor ve buradan da o bebek kendi kimliğini şekillendirmeye başlıyor. Bu rollerle olan insan kendi rollerini mi kullanıyor ? Yoksa yaşadığı insanların yaşadığı çevredeki insanların rollerini almaya başladığını bilmediğin, yada kendince ben buyum dediğin kalıplar geliştiriyorsun.

Her an bir şekil değiştirme hali ortaya çıkıyor kişinin içinde, çünkü zihin öğrendiği her şeyi yaşamında bir misyon edinmeye ve ben buyum dediğin kimliklere, kalıplara giriyor. Bu evreler genişledikçe Ben kimim ? sorusu ortaya çıkıyor. Artık kişinin yaşamda kendi yoluna çizeceği o evrede içsel gelen bir soru ben kimim ? Benim kimliğim ne ? Bu yaşamdaki misyonum ne ? Bu yaşamı ne olarak veya kim olarak yaşamaya geldim sorularını sormaya başlıyorsun ? Bende öyle olmuştu. Her yaşımda yeni bir benlik açıldı içimde, bu açılan benliklerim sonrasında çatıştı, karıştı, kendi yolunu her haliyle bulmaya çalıştı. Günün birinde ben ne oyum, ne de buyum diyebildim. O zaman ben kimdim ? Ya da gerçek bu soru size siz kimsiniz !!! Hayatın anlamını aramaya başlarken, bu anlam arayışlarında hatalar yapıyor, yollar deniyor, yeni deneyimler arıyorsun. Bu aradıkların içerisinde mutlu- mutsuz, yanlış-doğru, huzurlu- huzursuz, güven-güvensiz vb. hisler taşıyorsun. Bu taşıdığın duygular senin içinde kimliklerinin parçalarından kalan benlerinden ( zihin ) alanından geliyor.

Sen her halinde mevcutsuz bu yaşamda ister kara ol istersen ak ol. Karanlıklar olmasaydı, aydınlıklar olur muydu? İnsanda böyle her yönüyle var bu yaşamda. Zihin der ki; Ben bunu yaşadım, yine aynısı olacak. Ben bunu gördüm, yine aynısını göreceğim. Oysa yaşam ilişkilerden, deneyimlerden, duygulardan size yansıyan yönüyle ortaya çıkıyor. Belki yeni bir şeye başlamak isteyeceksin, yapamıyorum, beceremiyorum diye bırakacaksın. İşte “Zihin” der ki ! Sen yapamazsın, sen beceremezsin der. Bunların her biri birer kalıp haline gelir. Bir okul okurken, bir partner ile ilişkiye başlarken, yeni bir hobiye başlarken insan kendine sınırlar koyar. Yapacaksın da ne olacak ! Zihin dediğimiz bu nokta ile virgül gibidir. Zihin sen yapamazsın der, lakin içindeki bir his var “inancın” o da der ki yaparsan eğer ne kaybedersin der. Noktanın ve virgülün farkını ortaya koyar. İnsanın korkuları var, bu korkuların yanında birde gerçek olmayan kaygılar vardır. Korkuyordur, doğrudur. Korku gerçektir, kaygı yanılsamadır. Korkunun ne olduğunu bilirsen, o korkuyu nasıl dönüştüreceğini de bilirsin.

Sen kimliklerini bir kenara bırakmaya başladığında o hal sende yeni kapılar aralamaya başlar. Çünkü yaşamda nefes alıyorsan, hiçbir şey için geç kalmış sayılmazsın. Son nefesine kadar kişinin içinde değişim yaşanır. Kişi kimliklerim (ben buyum) bu saatten sonra değişmez dediği rollerden özgürleşmeye başlar. Peki ! Bu kimlikler nedir ? Ben bunu öğrendim benim doğrum budur, dediğin her bir nokta seni aynı yerde döndürmeye devam eder. Bu dünya aleminin, alemlerin ötesinde bir yeri var ise… Bu kimliklerde aynı kalır mı ? İnsanın doğduğu andan geldiği yaşa kadar olan her halinde yeni bir yol çizer, kişi bunu fark edemediği noktada kısır döngü gibi aynı şeyleri yaşamaya devam eder.
Peki nasıl olacak bu değişim, bu hal dediğim nokta. Kişi yaş aldıkça hem aklı, hem de bilinç seviyesi değişecektir. İnsan 18 yaşındaki haliyle 38 yaşındaki hali aynı olabilir mi ? Soruyorum size olabilir mi ? Her gün yeni bir güne uyanıyorum, her yaş günümde yeni yaş aldığım için kutlama yapıyorum. O insanın bilinci nasıl aynı olabilir ki. Her insan kendi içinde özeldir. Yoksa bu parçanın bu alemde ne işi vardır. Sevgili okurlar soruyorum sizlere kişi “Ben” demeye ne zaman başlar ? Kişi ben dediği yerde neyi sorgular ? Ben, egodan gelir, Egonun iyi bir şey olmadığını söyler gibisiniz. Oysa Ego nedir ? En sade haliyle “ben” duygusudur. Psikolojide ise ego; düşüncelerini, duygularını ve dürtülerini gerçeklikle uyumlu hale getiren zihinsel merkezdir. Yani  ego sadece “kibir” değildir. Aksine karar almada yardımcı olur, seni korur, kimliğini ve sınırlarını oluşturur. Oysa gündelik yaşam dilinde ego iyi bir şey gibi görünmez. Çünkü ego kontrolden çıktığında “ben haklıyım” a saplanır, eleştiriye kapanır, üstünlük ya  da yetersizlik üzerinden kendini tanımlar. Ego bir zırha dönüşür ve insana ne kadar egolu insan diye tanımlar koyarız. Aslında ego, kişinin kendinden ve diğerlerinden ayırdığı ayrılık bilincidir. Zihin “ben ve öteki” ayırımını yapar. Burada fark edilmesi gereken ego tamamen yok edilmesi değil fark edilerek ve egonun şeffaflaşması gereken bir duygudur. Egon var ama sen egon değilsin. Egoyu bilir bu egoyu sağlıklı bir şekilde yönetmeyi öğrenirsen, onu görüp yönetebildiğinde insanın özü daha net olur, egosunu yaşamda sağlıklı yaşamaya başlar.

Yoga pratiklerinde kişinin bedenini eğiterek aslında dış bedenden iç bedene doğru giden bir yolculuktan bahsederiz. Burada en kaba haliyle beden eğitilir ki zihindeki o kalıpları, içinde o ben dediğin noktaları, kendini tanımak için yaptığın her noktaya çarptığın o zihni yumuşak bir şeffaflıkla gözlemleyip kim olduğuna yardımcı olmaktır.

Yoga pratiklerinde egonun merkezi yani 3. Çakra – Solar Pleksus (Manipura) olarak yer alır. Rengi sarıdır, teması benlik, irade, güç ve sınırlardır. Burada ego “Ben kimim, ne yapabilirim?” sorusunu soran merkezdir. Dengeli Ego: Kendine Güveni, sağlıklı sınırları, karar alma gücünü ortaya koyar. Aşağı Ego: Kontrol ihtiyacı, öfke, üstünlük, inatlaşmayı ortaya koyar. Zayıf Ego: Değersizlik, pasiflik, hayır diyememeyi ortaya çıkartır. Bu çakrayı egonun direksiyonu gibi düşünebilirsiniz. Ego bu çakrada yaşamımızda ya bize hizmet eder ya da yönetimi ele geçirir.  Çakralarda ‘ego’, kişisel kimlik, benlik algısı ve içsel kontrol hissiyle ilişkilidir. Özellikle mide çakrası (solar pleksus), ego ile doğrudan bağlantılıdır ve kendine güven, güç, karar verme yeteneği gibi özelliklerle ilişkilidir. Sağlıklı bir ego, topraklanmış bir benlik hissi sağlarken, aşırı gelişmiş veya zayıf ego, içsel dengesizliklere yol açabilir.

Ego, Yunanca ‘ben’ (e) ve ‘yeryüzü’ (go) kökünden gelir ve bu da onu ‘topraklanmış benlik’ olarak tanımlar. Çakraların dengesi, egonun sağlıklı işleyişini sağlar. Çakralar üzerinden ele alacağımız bir çok konu vardır. Ego bunlardan sadece bir tanesidir. Ego’yu çakralar üzerinden ele aldığımızda daha önceki yazılarımda bahsettiğim ilk iki çakra üzerinden örneklemek gerekirse;

1. Çakra Kök (Muladhara) çakrada “Ego” ya baktığımızda güvenlik, hayatta kalma temasını yansıtır. Yani ego burada korku üzerinden çalışır ve der ki; Ben Güvende miyim? Ego burada dengesizleştiğinde “aşırı maddi bağlanma, kaybetme korkusu, katılık” gibi noktalara tutunmak ister. Bunu dengeleyici yoga akışları ile her gün pratik etmek ve üzerinde bu çakra üzerinde bakmak mümkündür. Bedeni hareket ettiğimizde yaşamdaki zorlukları görmeye ve neyi neden yaşadığımızı anlamaya başlarız.

2. Çakra  Sakral (Svadhisthana) çakrada “Ego” ya baktığımızda duygu, haz, ilişki temasını yansıtır. Yani ego burada onay arar, bunun üzerinden el alacak olursak, beğenilme ihtiyacı, bağımlı ilişkiler, duygusal manipülasyan gibi noktalara tutunmak ister. Burada ego sevilerek var olmak ister.

3. Çakra Manipura Solar Pleksus çakra burası egonun tahtıdır.

4. Çakra Kalp (Anahata) çakrası üzerinde kalp açıldıkça ego yumuşamaya başlar. Ama burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Gizli ego devreye girebilir. Bu nokta kişiye “ben çok fedakarım veya ben affedenim” dedirtebilir. Buna spiritüel ego denir. Kalpte ego görünmezleşir ama hala konuşabilir.

5. Çakra Boğaz ( Vishuddi ) çakra üzerinde “Ego” burada ses olmak ister. İfade ve hakikat noktasını ortaya koyar. Yani kişi sürekli konuşma, dinleyememe, haklı çıkma ihtiyacı hissedebilir. Yada tam tersi “kendini bastırma, sesini kısmak” konuları da ortaya çıkabilir. Her iki konuda egonun ifadesidir.

6. Çakra Alın (Ajna) çakra üzerinde “Ego” burada  bilgiyle özdeşleşir. Zihin ve sezgiyi ortaya koyar. Yani kişi “ben biliyorum, zihinsel üstünlük, sezgiyi kontrol etme” konularını deneyimler.

7. Çakra Taç (Sahasrara) çakra üzerinde “Ego” burada çözülür. Teması “birlik bilinci” dir. Bu egonun son kıyafeti gibidir. Kişinin bu noktada ben aydınlandım gibi yanılgıya düşebilir.

Burada bahsetmek istediğim çakralarda “Ego” nun nasıl işlediği, kişi de nasıl şekillerde ortada çıktığıdır. Egonun merkezi 3. Çakradır. Ego’nun yakıtı; Korku, onay, kontroldür. Egonun dönüşümü; Kalp ve farkındalıktır. Ego bizim düşmanımız değil. Kol kola girip yol alacağımız bir yoldaştır. İnsan kendi koluna gider ve ben dediği sağlıklı ilişkiyi ortaya koymaya yaşadığı duygular ve deneyimler üzerinden şekillendirir. Egonu burada bastırmak yerine görmeye başladığında hizmetkar olur. Senin yolunun hizmetkarı olur.

Son cümlelerime klasik bir atasözü ile sonlandırmak isterim… “Kendi gölgesinden korkan, güneşi suçlar.” Bu söz egonun temasını anlatır. Ego gölgeyi sahiplenmek yerine dışarıyı hedef alır. Oysa gölge içeridedir, güneş sadece görünür kılar. Kişi kendini bilmezse, sözünü de bilmez, yaptıklarını da bilmez. Egonun yanılgısı bildiğini sanmaktır.

“Bilgelik ise kendini görmekten, kendini tanımaktan başlar.” 
Kendimize değer ve kıymet verdiğimiz günler diliyorum. 

Diğer yazılarıma göz atmayı unutmayınız!
Sevgilerimle, 
Ben SPK yani Selda Pınar Kirazcı

  1. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız.
  2. Bölümü Okumak İçin Tıklayınız.