Ne diyeceğim ben şimdi ona? Dün geceyi nasıl açıklayacağım? Doğruyu söylesem inanmayacak, daha doğrusu anlamayacak; yalan söylesem, o da bana yakışmayacak. Yeni bir sakal, bıyık sendromu işte. Böyle söylüyorum ama seçeneğim yok aslında. Yalan söylemeye mecburum. Zorla yalan söyletiyorsun bana Serap. Sana hep doğrulatı söylemek istiyorum, olmuyor, izin vermiyorsun. Vicdanımla arama giriyorsun Serap, aramızı gittikçe daha çok açıyorsun. Aramız kırılmış fay hattı gibi sayende. Enkaz altında kalıyorum, sesimi duymuyorsun. Her şeyi zorlaştırıyorsun. En başta da aşkı. Saçma sapan bir çekişmeye çeviriyorsun. Sevgiliden çok sorgu memuru gibisin. Nerdesin, kimlerlesin, niye aramıyorsun…
Meyhanedeyim sevgilim, içiyorum. Yanımda Sinan, Mehmet bir de Sevinç var. Bu gece onlarla sarhoş olmak istiyorum. Sana söyleyemiyorum, söyleyemeyeceğim için de aramıyorum. Off, inan ki çok sıkılıyorum, boğuluyorum. ”Efendim canım.” Sesin diken diken, her yerime batıyor. Gülün hatrına sesimi çıkarmıyorum, şimdilik. “Sinan’la Mehmet’le beraberdim, duymamışım. Sonra da şarjım bitti.” Yalan yalan üstüne. Bunlar beyaz yalan statüsünde olmalı. Vicdan yine isyanlarda lakin avaz avaz değil. Hafifletici sebeplerin o da farkında. Seni sevmek de suçmuş ki bilmedim yandım ezelden. Sana yalan söylemeyi sevmem, bilirsin sevgilim. Yanımızda Sevinç de vardı. O beni bu dünyada en iyi anlayan ikinci kadın. Birincisi annem. Darılmaca yok. Herkesin yeri ayrı işte. İçimi ona dökebiliyorum, sana değil. Sana aşığım, ona değil. Ama bu gidişle aşkımızı toprağa vermemiz de pek uzak değil. Bunlar aklımdan geçenler, aklımdan geçiyorlar ama dilime kadar gelemiyorlar. Aşk, dile giden bütün yolları kapatmış; belediye ekiplerinin yola tuz dökmesi gerekiyor. Allah’tan bu memlekette işler düzgün yürümüyor, yollar uzun süre kapalı kalıyor. Açıldığında da iş işten geçmiş oluyor.
“Oğlum kahvaltın hazır, geliyor musun?” Müthiş zamanlama, seviyorum seni Nazan. Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar. Anneciğim sen olmazsan yaşamak neye yarar. “Tatlım, annem kahvaltıya çağırıyor. Ben seni sonra arayayım mı? Tamam yavrum, bir daha bitmez şarjım. ”Sen zorladığın sürece bitecek telefonumun şarjı, üzgünüm. Siz kadınlar, doğruları bulmaya çalıştıkça yalana gömülüyorsunuz. Kontrol altında tutmaya çalıştıkça kontrolden çıkarıyorsunuz. Direksiyon hakimiyetiniz sıfır, sevgili idare etmeyi bir türlü öğrenemiyorsunuz. İlişki canavarı kadınların sebep olduğu aşk kazalarında her yıl binlerce erkek telef oluyor. Trafik kurallarına uymanız, maalesef bu trajik sonu değiştirmiyor. Hatalarımla sev beni diyorum, dinlemiyorsun. Hatalarımı düzelteceğine inanarak en büyük hatayı zaten sen yapıyorsun. Hangi büyük aşk huyluyu huyundan vazgeçirebilmiş? Tekerrürden ibaret olan tarih yazmamış bunu, niye anlamak istemiyorsun? Ben senin kadar mükemmel değilim, olmak da istemiyorum. Canım çıktıktan sonra görüşelim istersen ondan önce huyum çıkmayacak çünkü.
Çok içme Selim. İçeceğim. Her aklına geleni söyleme Selim. Söyleyeceğim. Küfür etme Selim. Edeceğim. Saçını kestirsene Selim. Uzatacağım. Kıyafetlerini oraya buraya atma Selim. Atacağım. Verdiğin sözleri unutma Selim. Unutacağım. Yalan söyleme Selim. Söyletiyorsunuz, ben de söyleyeceğim. Annem bana bu kadar karışmıyor. Sevgilim olsan sadece, anneliği anneme bıraksan. Allah’ım neydi günahım? Günahım neydi Allah’ım? Ben nerde yanlış yaptım? Üç yanlış bir doğruyu götürüyor Selim, dikkatli ol. Cevaptan emin değilsen işaretleme, boş bırak. Herkes her sorunun cevabını bilemez. Matematiğim iyi, felsefede takılıyorum oldum olası. Çalışmam gerekiyor, sen de çalışmadığım yerlerden soruyorsun sürekli. Akşam sularımız kesildi sevgilim, bu sebeple çalışamadım. Otur yerine sıfır. Bir şans daha verseniz sayın hocam. Velin gelsin bir de onunla konuşalım. Senin adam olmaya niyetin yok.
Olmak ya da olmamak. İşte bütün mesele bu. Lisede Hamlet’i oynamıştık. Aklımda bir bu söz kalmış. Ama, Sezar’ın “Sen de mi Brütüs!” isyanı da bir o kadar güzel ve derindir. Brütüs’ten bu yana pek bir şey değişmemiş. Hâlâ en büyük kazıkları dost dediklerimiz atıyor. Sırtımızı dönmeye gelmiyor, öldürücü darbeyi acımadan indiriveriyorlar. Bak bir de Vatan yahut Silistre’de İslâm Bey’in “Beni seven arkamdan gelsin!” sözü var. Kadınların anlaşılması imkansız davranışları üzerine bir tez hazırlansa bu söz ve Zekiye’nin sevdiği erkeğin peşinden savaşa gidişi mutlaka kullanılmalı. Kadınların söylenenleri değil de istediklerini duyduklarının en güzel ispatı. Annem hariç.
Annesinin kuzusu diyor bana Serap. Kızıyor muyum, hayır; bilakis hoşuma bile gidiyor. Serap kızdığımı sanıyor. Mutlu olsun diye, ben de kızmış gibi davranıyorum. Mutlu oluyor. Biz erkeklerin en büyük görevi siz kadınları mutlu etmek sanırım. Hem çok kolay hem de çok zor. Kadınları gerçekten anlamak ve mutlu etmek için kadın beyninin işleyişine sahip olması gerekiyor beyinlerimizin. Doğaya, bilime, tüm gerçeklere aykırı. Kadınlar kadar sevmiyoruz konuşmayı, paylaşmayı. Derdimiz neyse onu söylüyoruz, dolandırmıyoruz lafı. Söylemediklerimizi anlamanızı beklemiyoruz, düz mantık. Basit, anlaşılır, dolandırmadan; size göreyse yüzeysel ve kaba. Ne seninle ne de sensiz, yazık yaşanmıyor çaresiz. Çözsem de üç bilinmeyenli denklemi, teoriyi pratiğe dökmek pek kolay olmuyor. Beyin çok farklı çalışıyor, sistemi değiştiremiyorum. Ne yapalım, Allah biz erkekleri kusurlu yaratmış, temize çekerken de kadın denilen kusursuz yaratık ortaya çıkmış(!)
“Saçlarımı kestireyim mi anne?”
Nazan elinde çaydanlık bana doğru dönüyor. Bu yakışıklı delikanlıyı ben doğurdum dercesine gözleri sevgiyle dolu, beni süzüyor. Babama da çok benzemiyorum. Onun gibi uzun boylu, buğday tenliyim ama yine de farklıyız. Kuşak farkı burada da gösteriyor kendini. Altmışların Yeşilçam artistlerine benziyor babam. İyi aile çocuğu, ideal aile reisi, saygılı, terbiyeli. Saçlar sağdan düzgün bir şekilde ayrılmış, özenle taranmış.Yüz her gün traşlı, gömlekle kravat ayrılmaz bir bütün. Pazar günü bile ihmal edilmeyen ritüele dönmüş bir intizam. Bende bunların hiçbiri yok. Saçlar kendi haline bırakılmış, kirli sakal en büyük kurtarıcı. Kravat zorunluluktan takılmış, iğreti duruyor boynumda. Mecbur olmasam kumaş pantolonu dolabıma bile sokmayacağım. Favori rengim siyah, babam nefret ediyor. Hakkını yemeyeyim ama pek de karışmıyor. Gözler anneden, bakışlar benden. Burun dededen miras, ne anneminki gibi hokka, ne babamınki gibi heybetli. Saçlarımı seviyorum. İlkokula başladığımdan beri onları kestirmeye kıyamıyorum. Üniversiteye başladığımda omuzlarımı geçmiş, belime yaklaşmışlardı. Şimdilerde anca ensemi örtüyorlar ama daha fazla kısaltmayı da düşünmüyorum.