‘Ben de’ ile Kuralları Yıkan İlk Yönetmenlik Deneyimi
Bir kısa film düşünün… Görüntü yok, renk yok, kamera hareketi yok. Ama her saniyesinde derin bir his, içsel bir yolculuk ve görme engelli bir bireyin dünyasına açılan bambaşka bir pencere var. “Ben de”, sinemanın sadece görsellikle sınırlı olmadığını hatırlatan, duymayı, hissetmeyi ve empati kurmayı merkeze alan deneysel bir anlatım. Yönetmen Hakan GÜL için ilk film olmasına rağmen, düşünce aşamasından senaryo sürecine, yapım zorluklarından yaratıcı çözümlere kadar her detayında samimiyet, cesaret ve tutku gizli. Bu röportajda yalnızca bir filmin değil; bir fikrin, bir cesaretin ve kolektif emeğin izini süreceksiniz.
Sinemaya “başka türlü de bakılabilir” dedirten bu deneysel çalışmanın hikayesine buyurun.
Habib K. : “Ben de” ilk yönetmenlik deneyimin. Bu filmi çekmeye karar verdiğin anı hatırlıyor musun? Nasıl bir tetikleyici oldu?
Hakan Gül : Öncelikle aklımda, olabilen en düşük maliyetli filmi nasıl çekeriz fikri vardı. Çünkü bir film desteği alma durumu yoktu. Bildiğin gibi kamera, ışık, mekan falan hepsi para. Bir diğer nokta, arkadaşlarla birlikte imza atacağımız, amatör ruhla ve minimum maliyetle yapılmış değerli, kalıcı bir film yapma fikri de cazip ve romantik geldi.
Ama son tetikleyici an, yani görüntüsüz bir film çekme fikri; başka bir arkadaşla telefonda yazdığı senaryo üzerine konuşurken bir yerde, ona anlattığı sahnenin çok klişe olduğunu söyledim. Ve farklılığa örnek verirken spontan şekilde ağzımdan “kısa film yapacaksan görme engellinin gözünden hayatı yansıyan görüntüsüz bir film yapmayı düşünmek mesela” benzeri bir cümle çıktı. Arkadaş fikri beğendi ve yapsana bunu dedi. Reklamcılıktan gelen refleksle ben de bunun iyi bir fikir olduğunu anladım. Yönetmen Ahmet Toklu’nun sinemada özgün anlatım dilleri aramakla ilgili tavsiyesi de hep aklımdaydı zaten. Sonra senaryo üzerinde ciddi anlamda yoğunlaşarak, mesai harcayarak işe koyuldum.
Habib K. : Senin için bu film bir anlatı mıydı, bir iç döküş müydü? Hangi tarafı ağır bastı?
Hakan Gül :İkisi de. Çok değerli bir soru bu da. Çünkü kişinin bildiği dünyayı anlatması hatta kendi hikayesinden yola çıkması birçok durumda en doğru yöntemdir. Bizim filmde ise bilmediğim bir alandan, görme engellinin dünyasından kurgusal bir kesit var. Ama insana özgü ortak hisler ve empati onu anlayıp yansıtmaya yetti diye düşünüyorum.
Habib K. : Filmde seyirciyi en çok etkileyen sahne hangisi olsun istedin ve neden?
Hakan Gül : Giriş ve son. Zaten izleyenin sıkılmaması ve kafasının karışmaması için süre olarak da çok kısa bir film ve girişte ‘bu ekran niye karanlık’ diye sorduğumuzda adamın çarptığı kişinin “kör müsün” çıkışına “evet” demesi ve sondaki düşündüren ama umutlu son bence en önemli yerleri. Kısa ama çarpıcı, zihinde uyanış kıvılcımı oluşturan bir film olmasını amaçladım.
Habib K. : Senaryo yazım süreci nasıldı? Baştan beri net bir hikaye var mıydı, yoksa zamanla mı şekillendi?
Hakan Gül : Hikaye filmin görme engellinin gözünden yansıtılması fikrine karar verince şekillenmeye başladı. Senaryo sürecine de zaman ayırdım. Çünkü görüntü olmadığı için izleyen ne düşünecek, akışta ne olacak, efektleri doğal hissiyle verebilecek misiniz, bunları iyi düşünmelisiniz. Diyalog ağırlıklı aktığı için diyaloglar da iyi olmalıydı.
Habib K. : Görüntü dili üzerine nasıl düşündün? Renkler, açılar, ışık kullanımı gibi tercihler bilinçli miydi, yoksa sezgisel mi ilerledin ?
Hakan Gül : Bu film tamamen görüntüsüz, daha doğrusu görme engellinin bakışını vermek için siyaha yakın bir karanlıkta ilerliyor görüntü açısından. Dolayısıyla her şeyi ses olarak duyuyoruz. Hem konuşmalar, hem ortam sesleri vb. Bilinçli bir tercih olarak bunu seçtim çünkü öncelikle ana karakterle en üst düzey empati sağlıyoruz böylece. İkincisi yeni bir anlatım dili kullanarak, sinemanın, sanatın varlığı ve niteliği hakkında düşündürmek istedim.
Habib K. : Kısa film formatı seni kısıtladı mı, yoksa özgürleştirdi mi?
Hakan Gül : Bizim hikayede işimize yaradı kısa film olması. Zaten görüntüsüz bir filmi 90 dk.sürdürmek çok zor.
Habib K. : Çekim sırasında seni en çok zorlayan teknik ya da duygusal an neydi?
Hakan Gül : İlk film çalışmam olacağı için olacak acaba nasıl bir sonuç ortaya çıkacak düşüncesi oluyor tabi. Fatih Bar kardeşim süreçte deneyimiyle yardımı oldu. Ses çok önemliydi bu işte ve ses editimizi üstelenen Burak ses konusunu gayet güzel çözdü. Oyunculuklar da çok önemliydi çünkü Mustafa Doğan dışındakiler amatördü ama şaşırtıcı derecede başarılı oldular. Kayıt yanlış alınmıştı bir yerde onu fark ettik. O sırada evlerine dönüş yolunda olan Habib ve eşi Esra yarı yoldan geri geldiler ve kayıtları tekrar aldılar. Eğer dönmeselerdi, bir daha herkesi bir araya ne zaman getireceğiz vb nedenlerle iş uzayabilir ve yıpratıcı olabilirdi. Bu an özellikle önemliydi. Bu kısa film, sinema aşkıyla hayata geçirdiğimiz ortak bir çalışma oldu ve tüm arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum.
Habib K. : Filminin adını “Ben de” koyarak neyin altını çizmek istedin?
Hakan Gül : Gözleri görmeyen bir birey bu hayatta ben de varım diyor kısaca. Bu ana karakter başka biri de olabilirdi. Hayatta engel-kısıt yaşayan ve ben de varım diyen biri. Öylesine var ki; güneşli havanın güzelliğinden, sıcaklığından ve martıların seslerinden gözleri görmese bile ışığı hissedebiliyor mesela.
Habib K. : İzleyicinin filmden sonra kendine hangi soruyu sormasını isterdin?
Hakan Gül : Kendi rutinlerinden farklı şartlara sahip insanlar üzerinde daha bir düşünmesini ve hayat hakkında pozitif bir bakışla yeniden kafa yormasını isterim. Ayrıca yapıbozumcu bir film bu. Ve de görüntünün yokluğu bir çeşit yabancılaştırma efekti niteliği de taşıyor. Bu yönüyle; ortaya koyduğumuz çalışmanın sinema, sanat ve gerçek üzerine kafa yorulmasına önayak olmasını da isterim.
Habib K. : Bu filmle ilgili aldığın ilk geri bildirim neydi ve seni nasıl etkiledi?
Hakan Gül : Tabi önce çok yakınlarına gösteriyorsun. Ve emeği geçen arkadaşlar da izliyor. İlkini hatırlamıyorum ama çok beğendiğini söyleyenler seni mutlu ediyor tabi.
Habib K. : Filmde profesyonel bir ekip mi çalıştı, yoksa daha çok bağımsız ve dostlarla yürütülen bir süreç miydi?
Hakan Gül : Bağımsız ve dostlarla yürüyen bir süreçti. Esev’de tanıştığım ve halen görüştüğüm değerli arkadaşların desteğiyle, birlikte hayata geçirdik filmi. Fatih’in yaptığı başarılı kısa filmler mevcut zaten. Mustafa da profesyonel bir oyuncu. Ama ben ve diğer arkadaşlar yeni ya da az tecrübeliydik bu alanda. Ayrıca kısıtlı imkanlarla, neredeyse bütçesiz çalıştık. Amatör bir ruh ve coşkuyla yola çıktık. Profesyonel kalitede ve anlamlı bir sanat eseri ortaya koymayı amaçladık. Zoru başardığımızı düşünüyorum. Bu yönde aldığımız çokça geri bildirim de bizi mutlu ediyor. Portekiz’de Riberio Uluslararası Film festivalinde Deneysel ve Senaryo kategorilerinde finale kaldık. Filmin festivaller süreci de henüz bitmedi.
Habib K. : Bu filmi yapmadan önceki senle, filmden sonraki sen arasında nasıl bir fark var?
Hakan Gül : Deneyimin kazandırdıkları oluyor tabi. Film sonrası festival süreçlerini de yürüttüm ve bu alanda da bilgimi bayağı arttırdım.
Habib K. : İlk kez “eylemde” bir yönetmen oldun. Teoriden pratiğe geçmek sende neleri değiştirdi?
Hakan Gül : Senaryo, kurgu, film için organize olmak gibi noktalarda bilgim arttı. Ama kameranın kullanıldığı bir film çekersem bildiğimiz anlamda yönetmenlik konusunu daha net deneyimlemiş olurum.
Habib K. : “Ben de” bir üçlemenin ilk halkası olsaydı, ikinci filmin adı ne olurdu?
Hakan Gül : Aslında böyle bir şeyi düşünmüştüm. Ben De 2 olurdu herhalde adı. Çünkü aynı tema üzerinden giden çok yenilikçi ve çarpıcı bazı film fikirleri de var aklımda.
Habib K. : Sence bir kısa film, bir hayatı değiştirebilir mi? “Ben de” bunu yapabilir mi?
Hakan Gül : Bir kişinin bile hayatına dokunabilsin, onda olumlu bir bakışa neden olsun ya da bir anlık düşündürebilsin yeter. Bu bile çok değerli bence. Aslında tüm filmler için geçerli bu. Dünyada hayatı ciddi olarak değiştiren filmler de olmuştur. Hatta Susuz Yaz filminden sonra su mülkiyet yasası gündeme gelmiş ve değişmiş mesela. İyi filmler değişik düzeylerde insanlarda bilinç oluşturur, farkında olmadığımız bir katkı sunar. Bizim bu yenilikçi kısa deneysel filmimiz; sinema, sanat, gerçeğin ve insanın özü gibi bazı başlıklarda izleyende düşünce kıvılcımları oluşturabilir umarım.
Bu röportaj vesilesiyle, sanata tutkuyla yaklaşan ve cesaretle ilk adımını atan değerli yönetmen Hakan GÜL‘e içten teşekkür ederiz. Kısıtlı imkânlara rağmen ortaya çıkan bu yaratıcı iş, sinemanın hala “söyleyecek sözü olanların” alanı olduğunu bize hatırlattı. “Ben de” filmiyle izleyicilere empati, farkındalık ve sinema adına yeni bir bakış açısı kazandırdığı için minnettarız.
Bizyazıyoruz olarak, her ay yeni bir sanatçının izini sürmeye ve perde arkasındaki o gerçek hikâyeleri sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz. Röportajımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz! 🎥✨