Enver Paşa : Yükseliş, Güç ve Çöküş | 1.Bölüm

Neden Enver Paşa’dan bahsediyoruz? Osmanlı’da pek çok paşa vardı: Sokullu Mehmet Paşa’dan Hain Ahmet Paşa’ya, Çandarlılardan Köprülülere… Pek çok paşa geldi geçti. Saydıklarımdan çoğu –hatta Ahmet Paşa hariç– hepsi de veziriazam, ya da başka bir deyişle sadrazam olmuştur. Yılmaz Öztuna, “başbakan” derdi. Enver Paşa ise hiç sadrazam olmadı. Peki, neden Enver Paşa’dan bahsediyoruz?

Bu sorunun en son muhatabı bile olamam. Günümüzdeki yazarlar bir yana, Şevket Süreyya Aydemir tıpkı Tek Adam ve İkinci Adam kitapları gibi Enver Paşa hakkında da üç ciltlik bir seri kitap yazmıştır.

Enver Paşa, hatasıyla sevabıyla bir döneme damga vurmuş bir şahsiyettir.

Enver Paşa’nın resmini gördüğünüzde akla doğal olarak şu gelir: “Ne kadar genç bir paşa!”
Paşa denince genellikle akla yaşını başını almış, saçı sakalı ağarmış bir figür gelir. Osmanlı’da askerî rütbe olarak paşalık, günümüzdeki generalliğe denk gelir. Türkiye Cumhuriyeti’nde, Millî Mücadele subayları dışında en erken general olan kişi havacı muharip pilot Muhsin Batur’dur. 41 yaşında tuğgeneral, 49 yaşında orgeneral olmuştur.

İsmail Enver’in doğum tarihi tartışmalı olmakla birlikte 1881 ya da 1882’dir. 1913 senesinde, 31 ya da 32 yaşındayken Mirliva (tuğgeneral) olmuştur. Bitti mi?

Bitmedi. Kısa süre içinde Erkan-ı Harbiye-i Umumiye, yani Genelkurmay Başkanı olmuştur. Bitti mi?

Bitmedi ki… Daha da önemlisi, Harbiye Nazırı (Millî Savunma Bakanı) olmuştur. Bitti mi?

Bitmedi ki… En önemlisi, saltanat naibi olmuştur!

Yani Enver, 33 yaşında iken –artık eski gücünde olmasa da– koca Osmanlı İmparatorluğu’nun 1 numaralı adamı olmuştur. Bakmayın, başta bir padişah vardı ama davul onun boynunda, tokmak Enver’deydi.

Padişah Mehmet Reşat, en yaşlı tahta çıkan padişah idi. Gelgelelim, dirayet olarak ağabeyi 2. Abdülhamid’in çeyreği etmezdi der tüm tarihçiler ve dönemin tanıkları. Sultanımız, atama yaparken “Enver oğlum, kimi uygun görürsün?” diye soran bir hükümdardı. Enver Paşa da “Devletlü Hünkârım, falan şahıs uygundur” dermiş. Böyle saçma sapan ve şekli bir hiyerarşi vardı. Rivayete göre –ki esasen kuvvetle muhtemeldir– bir gün Padişah Sultan Reşat saraydan çıkıp Gebze’ye kadar gelir: “Bu kadar topraklar mülkümüz müdür?” der ki o son zamanlarda bile Edirne’den Yemen’e 3 milyon kilometrekare toprak Osmanlı’nındır.

Bu arada Enver Paşa da kafasına göre takılan, tek başına at oynatan birisi değildir. İttihat ve Terakki Partisi ve özellikle iki kişi, Enver ayarındaydı: Cemal ve Talat.

Cemal Paşa, Enver Paşa’dan yaşça büyüktür ve aynı zamanlarda terfi alan sert bir askerdir.
Enver Paşa, Harbiye Nazırı olduğu zaman, o da Bahriye (Deniz Kuvvetleri) Nazırı olmuştur. O dönemde, şimdiki gibi Deniz Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı emrinde değildi.

Talat Paşa ise asker değildi. Sıradan bir postane memuruydu ama çok iyi bir hatip idi ve örgütçüydü. Bağlantıları ve etkinliği diğer iki askerden daha fazlaydı. Öyle ki faaliyetlerinin farkına varan Sultan Abdülhamid, onu görevden alıp sürgün etmek için bir görevliyi yolladığında Talat Bey şunu der:

“Görevden almanıza bir şey diyemem. Bir memuru istihdam edip etmemek yönetimin tasarrufundadır; kabul ederim,” der ama “Beni sürgüne yollamanız hem benim için hem de sizin için fena sonuçlar doğuracaktır, bunu biliniz.”

📌 Not: Yazımıza yorum yapma seçeneği sitemizde kapalıdır. Ancak bu tarihi olay hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşmak isterseniz, sizi sosyal medya hesaplarımıza bekliyoruz!
👉 Instagram: @bizyaziyoruzcom
👉 X (Twitter): @bizyaziyoruzcom