Serap beğenirdi saçlarımı. Birkaç aydır kestirmem için dil döküyor. Sevinç, diğer kadınlar seni beğenmesin diye öyle istiyordur, diyor. Doğrusu bu hiç aklıma gelmemişti. “Sevgilim, inan bana kısa saç sana cool bir hava verecek. Bir denesene.” cümlesinin kadın dilinde “Diğer kadınların seni beğenmesini istemiyorum. O yüzden de kırpılmış koyun bir sevgiliye razı oluyorum.” anlamına geldiğini ben asla çözemezdim. Dedim ya biz kusurlu yaratılmışız.
“Saçların böyle çok güzel Selim, kestirme.” Senin söylediğin ve benim duymak istediğim aynı. Serap’ı seviyorum sevmesine ama beni çok yoruyor anne. Dinlenmek istiyorum. Aşık olduğum kadın da olsa kimseye hesap vermek istemiyorum. Kendi doğrularımca yaşamak neden bu kadar zor ve bir o kadar da imkansız?
“Dün akşam Serap’la mıydın?” “Hayır. Sinan, Mehmet ve Sevinç’leydim.” Çayından bir yudum alıyorsun. Gözlerin bardakta, elinde çatal, tabağındaki peyniri bölüyorsun. “Bunu Serap’a söylemedin tabii.” “Söyleyemedim. Söylemeli miydim?” “Söyleyemezsin. Bundan pek hoşlanmaz.” “Neden? Yanlış olan hiçbir şey yok ki anne.” “Sen olsan hoşlanır mıydın?”
İçime bay doğruyu yerleştiren kesinlikle tatlı cadı Nazan. İkisi aynı dili konuşuyor. Beni köşeye sıkıştırmayı çok iyi biliyorlar. Haydi bakalım, köşe kapmaca oynayalım. “Çilek reçeli müthiş. Sen yaptın değil mi?” Yüzünde o tanıdık gülümseme, sıcacık. Birbirimizi ne kadar iyi tanıyoruz.
“Çilek bitmeden son bir reçel yapayım dedim. Ablan çok sever, bilirsin.” “Ben en çok hangi reçeli severim?” Klasik kardeş çekişmesi. Annem en çok beni sevsin. Dağdan gelip bağdakini kovan küçük kardeş. Her zaman, her yerde olgun, anlayışlı olan ablanın şımarık ve kıskanç kardeşi. “Nasıl katlanıyorsun abla sen bana?” “Seviyorum seni cırcır böceğim benim.” Ne yaparsam yapayım seviyor kadınlar beni. Şeytan tüyü katmış Tanrı yoğururken benim hamuruma. Ne kadar şükretsem az. “Vişne reçeli.” Doğru cevap, on puan. Beni de çok seviyorsun sen, zaten zerre kadar şüphem yoktu.
“Serap’la evlenmeyi düşünüyor musun?” Vişne reçelinden evliliğe nasıl geldik şimdi biz? “Evlenmek şart mı?” “Şart demedim ki.” Doğru demedin ama Serap’a göre şart. İlişkimiz olduğunu belediye memurunun onaylaması gerekiyor. “Ben böyle bir sorumluluk istemiyorum anne. Kendimi kafese girecekmiş gibi hissediyorum, boğuluyorum. Daha çok gencim.”
“Belki de Serap’ı yeterince sevmiyorsun. Onunla yaşamak kafese girmek gibi geldiğine göre.” Sen beni anlıyorsun, sana kendimi anlatmam gerekmiyor. Bir de Serap anlasa ya da anlayacak bir kadın çıksa karşıma. Ben seni seven kadın. Benim olman için bilsen neler yapardım. Biliyorum ama istemiyorum. Çocukluktan beri değişmeyen huyum. Yapacaklarımın bana söylenmesinden hoşlanmıyorum. İstediğim için yapmalıyım, söylendiği için değil. Söylüyorlar, ben de yapmıyorum. Anlamıyorlar, ben de anlatmıyorum.
“Neden anlatmıyorsun?” Kesinlikle cadısın sen. Aklımdan geçenleri okuyorsun. “Sen neden anlatmıyorsun?” Seni kendime referans gösteriyorum. “Ben çok anlattım oğlum, anlamadılar.” “Ben de onun için anlatmıyorum. Nasıl olsa anlamayacaklar.” Yine o tanıdık gülümseme.
İnsanlar hep ikiye ayrılıyor, değişmez kural: Kadınlar, erkekler; konuşanlar, dinleyenler; anlatanlar, anlamayanlar; kalanlar, gidenler; kazananlar, kaybedenler. Serap iyi kız, hoş kız. Onunla vakit geçirmeyi seviyorum ama beni yoruyor. İnceldiği yerden kopacak biliyorum. Ona da söylüyorum, inan. Dinliyor, hak veriyor, yine bildiğini okuyor. Nasıl olacak bilmiyorum.
“Bir bardak daha içer misin?” Başımı sallıyorum. Keşke bir ömür bu masada otursam. Çay huzur demek, kahvaltı güven, oturduğum masa hayat. Başka bir şey istemiyorum, üstü kalsın. “Bir çay daha içip çıkayım. Anca yetişirim. Bugün de geç kalmayayım, servis şefi dik dik bakıyor sonra.” “Geç kalma oğlum. İşine vaktinde git. Kimsenin söyleyecek sözü olmasın.”
Kurallarla zorum ne benim, bilmiyorum. Tanrı böyle yaratmış diyip geçsek, kurcalamasak. Servis şefi, genel müdür, az da olsa babam, yüksek lisans hocam, en çok da Serap. Benden başka bir ben çıkarmak istiyorlar. Kumaş yetmiyor, anlamıyorlar. Bu kumaştan takım elbise çıkmaz efendim. Bir spor ceket, anca o kadar. Hem size de çok yakışır. Bir deneyin istersiniz. Ben biliyorum ama hayır, onlar ille de takım elbise istiyorlar. Ağırbaşlı, saygın. Dış görünüşe bu kadar önem vermeyin bence. Esas güzellik içimizde. Göremediğim güzelliği ne yapayım, ben dıştaki güzelliği istiyorum. Üzgünüm; kör oldum, göremiyorum.
Vakit doldu, huzur ve güven ortamından ayrılma zamanı. “Anneciğim ben kaçıyorum. Akşam geç kalırsam merak etme.” Sanki ilkokula gidiyorum. Elinde ceketim, kapıda beni bekliyorsun. Yokuşu çıkana kadar da arkamdan bakarsın. Ben de dönüp dönüp sana el sallarım. Arkamdan su döksene Nazan. Su gibi gideyim, sonra yine buraya döneyim. “Geç kalırsam ben seni ararım.” “Servis şefiyle ağız dalaşına girme.” Söz veremiyorum. Yine de içini rahatlatayım. “Tamam annem.”
Ceketimi verirken gözlerimin içine bakıyorsun. Beni en iyi anlayan gözler bunlar. Bir eşi de bende olan. “Sen ne istediğini çok iyi biliyorsun. Her zaman da bildin. İstediğini söylemenin vakti değildir belki de. Bekle.” Serap’tan bahsediyorsun. Zaman, sadece birazcık zaman. Tanrı cömert, birazcık zamanı çok görmez sanırım. Ya bana çok gelirse? Kendime güvenemiyorum. Her an her şeyi yapabilirim. Sonra pişman da olabilirim.
Kendi düşen ağlamaz Selim. Ağlarsa da kendi bilir. Düşebilirim, ağlayabilirim, üzebilirim, yeniden de sevebilirim. İzin verin kaderimi kendim yazayım. Kendi yazdığım kaderin hesabını yine ben vereyim göğsümü gere gere. İçimdeki bay doğru susmasın, devamlı konuşsun. Ben onunla sürekli kavga edeyim. O suçlasın, ben savunayım, mahkemeden yine kol kola çıkmasını bilelim. Dizlerim berelensin bazen. Yüzüm gözüm çamura bulansın. Matematikten değilse de felsefeden zayıf alayım, hatta sınıfta kalayım. Komşunun bahçesine izinsiz girip erik çalayım, sonra da Muhsin amcaya yakalanayım. Sevdiğim kız kalbimi kırsın, arkadaşlarımla aramıza kara kedi girsin. Babam kararlarımı eleştirsin. Evde beni bekleyen bir tatlı cadım var benim nasıl olsa. Burnunu sağa sola oynatır, her şey çocukluğumdaki temiz hâlini alır. Gün boyunca anlamını ve temizliğini sürekli kaybeden yaşam, kahvaltı sofrasında yeniden sıfırlanır.