Askeri okulda arkadaşları kısa boylu bir öğrenciye “Sen ata bininceye kadar savaş çoktan biter.” diyerek dalga geçerler. O da der ki: “Ben savaş başlayınca ata binmeyeceğim, ben ata bindiğimde savaş başlayacak.” Bahsettiğimiz kısa boylu öğrenci Napolyon Bonapart’tır. Ayrıntı yapmaya kalkarsak tek cilt kitaba sığmayacağından özetin özetini anlatmaya çalışalım:
Tarihte meydan muharebesi olarak Rus General Suvorov ve Halid bin Velid’den sonra en çok zafer kazanan asker Napolyon Bonapart’tır. Gelgelelim, General Suvorov’un başarıları lokal seviyedeydi; siyasi tarihi değiştirecek seviyede değildi. Halid bin Velid de mükemmel bir komutandır kuşkusuz ama anlatılanların çoğu rivayet düzeyindedir. Büyük İskender, ilk büyük fatih olarak kabul edilir; bilinen meskun yerlerin çoğunu da almıştı ama bunu 3 büyük savaş, küçük muharebeler ve takip sayesinde yapmıştı.
Timur, taktik ve askeri deha olarak belki Napolyon’u da geçerdi. Namağluptu, ordularına kendi kumanda ediyordu ama avantajları da fazlaydı; ordusu çok güçlüydü, fil gibi üstün savaş araçlarına sahipti. Halid Bin Velid süvari komutanıydı, pek çok yerde 10.000 kişilik orduya kumanda etmedi. Ama Napolyon, Rusya’ya 600.000 kişilik orduyla girmişti. Cengiz Han, zamanına göre başkalarının pek bilmediği üstün taktikler ve hızlı atlılar, okçuluk avantajı ile pek çok yeri aldı. Çok kalabalık orduları vardı. Gelgelelim Avrupa’ya gelince nehirler, bataklıklar ve sık ormanlarla karşılaşınca taktikleri işe yaramamaya başlamıştı. Saçları kesilince gücünü kaybeden Samson gibi avantajlarını kaybetti. En büyük üç avantajından biri atlılarının hızlılığıydı; bataklık ve nehir karşısına çıkınca atları mecburen yavaşladı. Sık ormanlarda da görüş mesafesi kısalır; uzaktan keskin isabetle ok atma avantajı da kaybolurdu. Üçüncü avantajı da Turan taktiğiydi; bu da bozkırda daha çok işe yarardı doğal olarak. Cengiz Han bütün savaşlara da kendisi kumanda etmedi. Cengiz’in generalleri vardı, özellikle Subutay isimli cengaver komutanı hiç harp kaybetmemiştir, yetmiş küsur yaşında yatağında eceliyle ölmüştür.
Napolyon’u bence diğerlerinden ayıran nokta şudur: Modern Avrupa’da benzer ve yakın harp bilgisi ile benzer askeri eğitimlere sahip komutanlara büyük üstünlük kurmasıdır. Napolyon hiçbir savaşa hazır taktikle çıkmadı; her savaşta duruma uygun anlık bir taktik geliştirdi. Her savaşta farklı bir taktik uyguladı.
Bruce Lee der ki: “En iyi stil stilsizliktir.” Napolyon bunu bizzat savaşlarında uyguladı. Belli bir stili olmadığı için hareket tarzı öngörülemiyordu.
O hâlde anlatalım:
1769’da Korsika’da doğan Napolyon’un avukat babası, Fransa sarayına hizmetlerinden dolayı soylu ilan edilince Napolyon da Fransa’da Paris Kraliyet Askeri Okulu’na girer. Matematik ve geometri dersleri iyi olduğundan topçu sınıfına alınır ve 2 yıllık okulu 1 yılda bitirir. Henüz 16 yaşında, 1785 yılında üsteğmen rütbesiyle Valence Topçu Alayı’na subay olarak atanır. 1789 Fransız İhtilali’nde Jakobenlerin, yani devrimcilerin safında hareket eder. Devrimin 4. yılında kral yanlıları halen devrime direnmektedir. Fransa’nın en büyük liman şehri olan Toulon, kral yanlısı isyancıların elindeydi ve devrime karşı olan İngilizlerden yardım alıyorlardı. Jakoben Fransız devrimcileri isyanı bastırmak için önce askeri nosyonu zayıf General Carteaux’u buraya yolladılar. Zaten subay sıkıntıları vardı ve bir türlü limanı alamıyorlardı. Topçu subayı da yaralanmıştı. Bunun üzerine Jakoben bir vekil, topçu subay Napolyon Bonapart’ı burada görevlendirmeyi önerdi. Aslında Napolyon’un sahada hiçbir askeri tecrübesi yoktu ama deneme-yanılma taktiği yaptılar; çünkü eski taktik zaten işe yaramamıştı.
Napolyon, generale 4000 kişi ile taarruz yapmayı önerdi. Fakat general Napolyon’u dinlemeyip sadece 400 kişi ile hücum yaptırınca kötü bir yenilgi aldılar. Pek çok Fransız askeri öldü. Bu olaydan sonra General Carteaux’u da görevden alıp başka bir general olan Dugommier’i işin başına getirdiler. Bu general, topçu subayı Napolyon’un fikirlerini önemsiyordu. Napolyon, sağlam bir batarya kurarak ve bizzat komuta ederek süngü hücumu ile—atı vurulmasına ve kendisi de yaralanmasına rağmen—stratejik bir tepeyi almayı başardı. Buradan artık İngiliz donanmasına top atışı yapabilme imkânı sağladı. İngilizler durumu hemen kavrayıp hızlıca ayrıldılar ama gene de kayıp verdiler. Napolyon’un ilk zaferiydi. Tuğgeneralliğe terfi etmiş, tarih kitaplarına giriş yapmıştı ve devamı gelecekti. Ha bu arada…
Henüz 24 yaşındaydı. 😊
Bir varmış, bir yokmuş…