Suların Hanımefendisi : Anahita | 3. Bölüm

Mitolojik karakterlerin gerçekten yaşayıp yaşamadığını bilmiyoruz. Belki bir zamanlar var oldular; belki de doğaüstü niteliklerle süslenerek zamanın hayal gücünde yoğruldular. Ancak kesin olan bir şey var ki, bu figürler sadece birer anlatı değil, aynı zamanda birden çok toplumun ortak zihniyetinin aynası oldular. Bu kolektif hafızanın zarif ve güçlü imgelerinden biri, “Suyun Hanımefendisi” olarak bilinen Anahita’dır.

İran halkları onu nehirlerin, pınarların ve yaşam veren suların kutsal kraliçesi olarak andılar. Nehirlerin kıvrıla kıvrıla akan suları, onun uçuşan etekleri ve dalgalanan saçları olarak tahayyül edildi. Köpüklerin gümüşî beyazlığı tenine, yakamozların ışıltısı ise boynundaki mücevherlere benzetildi. Bu yüzden suyun her rengi, her ışıltısı onun suretine dair bir işaretti. Hatta eski Persler, onun güzelliğini öyle büyüleyici bulurlardı ki, bu güzellik ne başka bir varlığa benzerdi ne de bir benzetmeye sığardı.

Sular onun mekanıydı. Gerçek sarayı, İran mitolojisinin düşsel okyanusu olan Voru-Kaşa idi. Fakat yalnızca orada değil, Perslerin egemenlik kurduğu her coğrafyada –ki buna Anadolu da dahildir– halk inanırdı ki, her nehrin derinliklerinde Anahita’nın bir sarayı vardır.

Anahita, güzelliğin ve adaletin timsaliydi. İnsanlara bereket ve refah bahşetmek onun tek gayesiydi. Ancak bu cömertlik, ahlaki bir koşula bağlıydı: Dürüstlük ve erdem. Dört beyaz atın çektiği arabasıyla dünyayı dolaşır, suların düzenini korur, iyi insanlara yağmur ve bereket armağan ederdi. O bir tanrının hizmetkârı değil, onun yeryüzündeki temsilcisiydi.

Anahita, çok eski bir kültürün kadim hanımefendisidir. Hindistan’da onun adı Sarasvati’dir; Orta Asya’da Umay’dır, Mısır’da Nil’dir. Eski Yunan mitolojisindeki ölüler diyarında ise Styx olarak tezahür eder. Ortak bir özellikleri vardır: genellikle  dişidirler. Çünkü yaratılışın ilk unsuru olan “semen”, onların koynunda can bulur. Nehir yatağı rahimdir; akan su ise canlılığı dölleyen ilahi öz. Bu bağlamda Dicle, Fırat ya da bugün Kızılırmak olarak bildiğimiz Halys… Hepsi biraz Anahita’dır. Anahita, hepsidir aynı zamanda.

Bugün Arapça ve Türkçede kullanılan Nahid ve Nahide isimleri, belki de bir zamanlar Anadolu’da hüküm süren İranlıların sulara hükmeden bu zarif tanrıçasının yankılarıdır. Kim bilir?

İster bir efsane, ister bir tarih kırıntısı olsun;  insanlığın  ortak belleğinde yer etmiş bu imgeler, zamanla isimlere dönüşür. Ve belki de karanlık çağların ardında yitip giden ilk insanların zihniyetleri, bugün hâlâ bu adlarda yaşamaya devam ediyordur.